Türk hukukunda sağlık hakkı ve bir kamu hizmeti olarak sağlık

Sağlık hakkı Türk hukukunda yerleşik haklar arasındadır. Anayasa’ya göre,
insan haklarına saygılı sosyal devletin gerçekleştirmekle ödevli olduğu amaçlardan
bazıları doğrudan sağlık hakkıyla ilgilidir; ayrıca sağlık hakkı müstakil bir temel hak
olarak düzenlenmiştir. Türk hukukunda geçerli uluslararası hukuk kaynakları ise
sağlık hakkını temel insan hakları arasında düzenlemiştir.

Sağlık hizmetlerinin
yürütülmesi ise devletin sağlık hakkına karşılık gelen ödevlerinin yerine
getirilmesiyle doğrudan ilgilidir. Türkiye’de modern sağlık hizmetleri, ortaya
çıkışından kısa bir süre sonra ağırlıklı olarak kamu hizmeti biçiminde örgütlenmiştir;
bu alanda özel sektörün rolünün geliştirilmesi, buna mukabil devletin düzenleyici ve
denetleyici rolünün öne çıkarılması yönünde güncel eğilimler gözlenmektedir. Bu
çalışmada, sağlık hakkının Türk hukukunda kuruluşu incelenecek ve Türkiye’de
sağlık hizmetlerinin yürütülmesinin rejimi ele alınarak devletin sağlık hakkının
gerçekleştirilmesiyle ilgili ödevlerinin yerine getirilmesi yönünden bir değerlendirme
yapılacaktır.
Devletin sağlık hakkının gerçekleşmesine ilişkin ödevleri çok boyutludur. Bu
ödevler arasında, hakkın çiğnenmemesini ifade eden saygı ödevinin yanı sıra, hakkın
üçüncü kişilere karşı korunmasını ifade eden koruma ödevi ve hakkın
gerçekleştirilmesi için gerekli olan ve ancak kamu otoritesinin sağlayabileceği
nitelikte bulunan koşulların sağlanmasını ifade eden gereğini yerine getirme ödevi
bulunmaktadır. Buna paralel olarak, sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde de idarenin
rolünün çok boyutlu olduğu görülmektedir.

Doğrudan hizmet sunumunun yanı sıra,
hizmetin planlanması ve denetlenmesi ile hizmetin yürütülmesi için gerekli insan
kaynağının yetiştirilmesi bu rollerden başlıcalarıdır. Türkiye’de merkezi idarenin bu
rollerin hepsini üstlendiği görülmektedir; yerel yönetimlerin ise doğrudan sağlık
hizmeti sunumu rolleri bulunmaktadır. Yerel yönetimlerin gıda ve çevre sağlığına
ilişkin görevlerinin de sağlık hakkının gerçekleştirilmesiyle bağlantısı vardır.
Türkiye’de sağlık hizmetleri başlangıçta ağırlıklı olarak özel kişiler tarafından
sunulurken, kamunun önce halk sağlığı alanında ve giderek bütün sağlık
hizmetlerinde ön plana geçtiği gözlenmektedir. 1961 Anayasası ile getirilen sosyal
devletin hayata geçirilmesinde, sağlık hizmetlerinin kamu eliyle bütün yurttaşlara
sosyal adalet ve eşitlik ilkelerine uygun olarak sunumu ve yaygınlaştırılması önemli
bir rol oynamıştır.

1982 Anayasası da benzer bir rejimi sürdürmüştür. Ancak bu
dönemde sosyal devletin geriletilmesi ve piyasanın serbestleştirilmesi yönündeki
küresel eğilime paralel uygulamaların Türk hukuk düzeninde de karşılık bulduğu
görülmektedir. Sağlık alanında bu eğilim iki biçimde karşımıza çıkmaktadır.
Birincisi, sağlık hizmetlerinin sunumunda özel sektörün rolü güçlenmektedir. İkinci
ve daha güncel olanı ise kamunun sunduğu sağlık hizmetinin maddi altyapısının ve
destek hizmetlerinin sözleşme ilişkisi çerçevesinde özel sektörden temin edilmesi
biçimindedir (kamu-özel ortaklığı). Kamunun sunduğu sağlık hizmetlerinin
örgütlenmesinde yaşanan değişim ise merkezi idarenin sağlık alanındaki temel birimi
olan Sağlık Bakanlığı’nın doğrudan hizmet sunumu görevlerinin yeni kurulan idare
birimlerine devredilmesi ve Bakanlığın planlama, denetleme ve düzenleme
yetkilerinin ön plana çıkmasıdır.
İdarenin sağlık hizmetleri alanındaki işlevi her şeyden önce kamu hizmetine
hakim olan genel ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir. İdarenin işlevi, birçok
nedenle değişim gösterebilir; ancak her ne olursa olsun, süreklilik ve değişkenlik gibi
kamu hizmetine hakim genel ilkelere uygunluk sağlamalıdır. Sağlık hizmetlerine
özgü bir diğer grup ölçüt ilke ise devletin sağlık hakkının gerçekleştirilmesine ilişkin
ödevlerinin yerine getirilmesi ile ilgilidir.

Saygı, koruma ve gereğini yerine getirme
ödevleri, devletin sağlık alanındaki faaliyetine ilişkin belirli bir örgütlenme biçimini
şart koşmaz. Bu ödevlerin yerine getirilebilmesi için, amaçlanan sonucu sağlamaya
elverişli olan herhangi bir örgütlenme biçimi kabul edilebilir. Aynı şekilde, kamunun
ve özel sektörün işlevleri ne şekilde örgütlenmiş olursa olsun, devletin bu hakkın
gerçekleştirilmesine ilişkin ödevleri her halükarda yerine getirilmelidir. Bundan
dolayı, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi devletin bu ödevlerinin yerine getirilmesi
ölçüleriyle değerlendirilebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir