Sağlık hakkı ve Türkiye’deki genel durum

heart with cardiogram

Sağlık hakkı, ekonomik ve sosyal haklardandır. Hakkın konusunu oluşturan sağlık kavramı, ulusal ve uluslararası hukuk kaynaklarında, yalnızca hasta olmama halini değil, kişilerin fiziksel ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik halinde olmalarını ifade eder.1 Türk pozitif hukukunda sağlık hakkının çerçevesi, Anayasa ve uluslararası antlaşmalarda yer alan çok sayıda norm ile örülmüştür.

Bu nedenle, pozitif hukukumuzdaki sağlık hakkı bir normlar kompleksi2 olarak nitelenebilir. Sağlığın bir temel hak konusu olması, konunun Anayasa Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku disiplinleri içinde incelenmesini gerektirmiştir. Aynı zamanda sağlığın toplumsal bir ihtiyaç olarak belirmesi ve bu nedenle idarenin yüklenmiş olduğu kamu hizmetleri ile ilişkisi nedeniyle konunun Kamu Yönetimi gibi disiplinler yanında özellikle İdare Hukuku bakış açısından da incelendiği görülmektedir. Konusu yönünden sosyal haklar arasında yer alan sağlık hakkı, tarihsel gelişimi yönünden ise ikinci kuşak haklar arasında ele alınmaktadır. XIX. Yüzyıldan itibaren gündeme gelen ikinci kuşak hakların temel karakteristiği, birinci kuşak hakların aksine devlete bir “yapma” ödevi yüklemesi olarak kabul edilmektedir.

Bu hakların Devlete “yapma” ödevi yüklemesi karşısında bireylerin belirli bir ölçüde talep haklarının oluştuğu da söylenebilir.4 Ancak, ekonomik ve sosyal haklar bakımından Devletin sürekli bir yapma edimi, pozitif yükümü olduğunu iddia etmek bu gruptaki bütün haklar için geçerli görünmemektedir. Örneğin, sendika hakkı devletin bir yapma edimini gerektirmemektedir.5 Sağlık hakkı söz konusu olduğunda ise devletin sürekli edim yükümlülüğünden söz etmek kaçınılmaz olacaktır. Çünkü sağlık hakkının taşıyıcısı olan bireylerin, devletin müdahalesi olmaksızın bu kapsamdaki öznel haklarının birçoğundan yararlanması olasılık dâhilinde değildir.

Ekonomik ve sosyal hakların temeli Sanayi Devrimi6 ile kesin bir ilişkiye sahip olsa da, Sanayi Devriminin tetiklediği bu gelişimi 1830 ve 1848 devrimlerinin talepleri ile bağdaştırmak daha doğru olacaktır.7 Bu devrimlerin talepleri ile oluşan ortamda gelişen sosyal haklar, insan hakları yazınında ikinci kuşak haklar olarak adlandırılmışlardır.8 Alman kamu hukukunda George JELLINEK’i izleyerek hakları kişilerin hangi statülerini ilgilendirdikleri ölçütü üzerinden dörtlü (negatif-pozitif-aktif-pasif statüler) ve üçlü (negatif-pozitif-aktif statüler) ayrıma göre sınıflama, Türk kamu hukuku öğretisinde de yaygın kabul görmüştür.

Bu tasnifte, pozitif statü hakları isteme haklarıdır.9 Sağlık hakkı da tipik bir pozitif statü hakkı olarak kabul edilmiştir. Sağlık hakkının konusu yönünden, tarihsel gelişimi yönünden ya da ilgilendirdiği statü yönünden ele alan bu sınıflamaların analitik ayrımlara dayandığı ve belirli bir açıklayıcılık gücüne sahip olmakla birlikte konuyu kuşatıcı ve tüketici bir açıklama teşkil etmedikleri hatırda tutulmalıdır. Özellikle, sağlık hakkını yalnızca bir isteme hakkı olarak görmenin yol açabileceği eksik kavrayışa karşı dikkatli olunmalıdır.

Çünkü sağlık hakkı, devlete yalnızca yapma tipi edimler yüklemekle kalmaz, yapmama tipi edimler de yükler. İleride devletin sağlık hakkına mukabil ödevleri bahsinde etraflıca ortaya konulacağı gibi,10 devletin saygı, koruma ve gereğini yerine getirme ödevlerinin bazıları bir fiilin ifasını gerektirirken bazıları da belirli nitelikteki fiillerden kaçınma gerektirmektedir. Sağlık hakkına mukabil devletin yanı sıra üçüncü kişilerin de belirli ödevler (saygı) yüklendiği ve devletin bu ödevlerin yerine getirilmesini sağlama yükümlülüğü (koruma) bulunduğu da hatırda tutulmalıdır. Devletin saygı ödevi, toplulukların sağlığını bozmama ve buna ilişkin sağlıklı bir çevrenin korunması ile örneklenebilecek, ancak bununla sınırlanamayacak bir negatif edimler yelpazesini içermektedir. Sağlık hakkına karşılık gelen ödevlerin incelenmesi, aynı zamanda, temel hak incelemesinden kamu hizmeti incelemesine ulaşan köprü vazifesi görecektir.

Ödevlerin eksiksiz kavranışı ve çeşitli tasniflere sıkı sıkıya bağlı kalmanın sakıncalarına karşı dikkatli bir bakış açısı, kamu hizmetinin hak temelli bir değerlendirmesine ulaşmak amacı bakımından kritik önemdedir. Aynı zamanda, gerek sağlık hakkı yazınında gerekse sağlık hizmeti yazınında karşımıza çıkan kısıtlı kaynaklar meselesini de yerli yerinde değerlendirebilmek bu ödev analizine bağlıdır. Örneğin, sağlık hakkı kapsamındaki negatif edim içeren ödevler (saygı grubu) kısıtlı kaynaklar mülahazasına kapalı kabul edilmelidir. Öte yandan, pozitif edim içeren ödevler arasında da her halükarda yerine getirilmesi gerekli olanlar ile kaynak kısıtına bağlı olarak yerine getirilebilecek olanları ayırabilmek gerekir. Bu nedenlerle, bir temel hak olarak sağlık hakkını öznel haklar ve bunlara mukabil ödevler biçiminde ele almaya izin veren bir hak teorisine ihtiyaç vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir